HUKUK MUHAKEMELERĠ KANUN TASARISI’NIN NOTER TESPĠTĠ VE


Download HUKUK MUHAKEMELERĠ KANUN TASARISI’NIN NOTER TESPĠTĠ VE


Preview text

HUKUK MUHAKEMELERĠ KANUN TASARISI’NIN NOTERLERĠ ĠLGĠLENDĠREN HÜKÜMLERĠNĠN TESPĠTĠ VE DEĞERLENDĠRĠLMESĠ –––––––––––––––––––––––– The Identification and Evaluation of Provisions of Law on Code of Civil Procedures Related to Notaries
Prof. Dr. Süha TANRIVER
ABSTRACT
Civil Procedure Law (No. 1086) has been amended almost thirty times after its entry into force. These amendements have been aimed at ensuring expeditious, simple and inexpensive judiciary. However, the scope of the amendments has mostly been related to changing certain articles of the law or changing institutions in order to eliminate shortcomings in implementation and to address controversial issues.
It can be said that the most important reason for preparing a new draft was to ensure the right to fair trial in Turkey. The provisions of procedural laws have to
be in accordance with the commitments of European Convention on Human 1
Rights to guarantee the right to fair trial. Because the right to fair trial entails the completion of trials within a reasonable time. Certain provisions of Civil Procedure Law therefore needed to be changed in order to meet this criteria.
The draft law brings many changes to existing law and broadens the regulations relating to notaries. In this regard; the number of circumstances which require special authorization is increased, the authorization for preparing power of attorney is exclusively given to notaries, the term “deed” is replaced with the superior term of “document”; the ex-officio notary documents are regarded as conclusive evidence unless prove to be counterfeit; notary protection is provided for people who are not able to sign; a different regulation is introduced with respect to the allegations on forgery of official docemunts; notaries are charged with the duty of submitting documents in the event of requesting by them during case processing; provisions on recognition of the documents prepared by noteries of foreign countries, and many others are laid down in new draft.
Key Words: Civil Procedure Law, Notary, Power of Attorney, Deed, Docu– ment, Forgery.
 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra – İflâs Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’nın Noterleri İlgilendiren Hükümlerinin Tespiti ve Değerlendirilmesi– Prof. Dr. Süha TANRIVER
ÖZET
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girmesinden bugüne kadar yaklaşık otuz kez değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin tümünde, geciken yargının hızlanması, daha basit ve daha ucuz bir yargının sağlanması amaçlanmıştır. Ancak bu değişiklikler genellikle, uygulamada görülen aksaklıkların ve şikâyet edilen hususların giderilmesine yönelik belirli maddelerin veya belirli kurumların değiştirilmesi biçiminde yapılmıştır.
Yeni bir Tasarı hazırlanmasının nedenlerinden belki de en önemlisi, ülkemizdeki adil yargılanma hakkının sağlanabilmesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile taahhüt edilen adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi için, usul kanunlarındaki hükümler uygun hâle kaçınılmazdır. Çünkü adil yargılanma hakkı, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmasını gerektirmektedir. Makul süre içinde yargılama yapılabilmesi için, 1086 sayılı Kanunda yer alan ve engel teşkil eden hükümlerin değiştirilmesi gerekmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı, 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’na göre birçok yenilik getirmiş ve noterlere ilişkin düzenlemeler oldukça genişletilmiştir. Bu bağlamda; davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren haller artırılmış, dava vekâletnamesi tanzim yetkisi münhasıran noterlere bırakılmış, senet kavramı yerine daha üst kavram olan “Belge” terimi tercih
2 edilmiş; düzenleme şeklindeki noter senetlerinin, sahteliği ispat olunmadıkça
kesin delil sayılacakları hususuna vurgu yapılmış; imza atamayanlar ile imza atmaya muktedir olmayanların noterler tarafından korunmaları sağlanmış; resmi senetlerde sahtelik iddiasına ilişkin farklı düzenleme getirilmiş; noterlere, görülmekte olan bir davaya istenmesi halinde belgeleri ibraz etme görevi yüklenmiş, yabancı ülke noterleri tarafından düzenlenen belgelerin iç hukukta tanınmasına ilişkin hükümler ile birçok yeni düzenleme tasarıda yer almıştır.
Anahtar Kelimeler: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Noter, Davaya Vekâlet, Senet, Belge, Sahtecilik.
***
1. Davaya Vekâlete Özel Yetki Verilmesi
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı’nın 80. maddesinde davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren haller, 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (HUMK) konuyu düzenleyen 63. maddesine nazaran kapsam itibariyle daha da genişletilmiştir. Tasarı’da, davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hallerin arasına, davanın tamamında ıslah, yemin teklifi ve yeminin iadesi, başkasını tevkil, hakem sözleşmesi yapma, vekilin iflâsının istenmesi, konkordato teklifinde bulunma ve konkordatoya muvafakat verme, sermaye şirketleri ve koopera-
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

The Identification and Evaluation of Provisions of Law on Code of Civil Procedures Related to Notaries– Prof. Dr. Süha TANRIVER
tiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunma ve bu teklife muvafakat etme, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına müracaat, kanun yollarına başvurudan feragat, yargılamanın iadesi yoluna başvuru, hâkimlerin fiili sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açılması ve ferdileştirmek suretiyle kişisel hakların takibi için dava açılması ve yürütülmesi halleri de ilâve edilmiştir. Bu bağlamda, özel yetki verilmesini gerektiren işlemler arasına, Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuruda bulunmanın da dâhil edilmesi uygun olur.
2. Dava Vekâletnamesi Tanzim Yetkisi
Tasarı’nın 82. maddesinde ise, ister düzenleme ister onaylama biçiminde gerçekleştirilmiş olsun, dava vekâletnamesi tanzim yetkisi münhasıran noterlere bırakılmış; 1086 sayılı Kanun’un 65. maddesinde yer alan düzenlemeden farklı olarak, bu bağlamda, sulh hâkimlerine, nahiye meclislerine ve ihtiyar heyetlerine tanınmış bulunan yetki tümüyle kaldırılmıştır. Yine, aynı maddede, 1086 sayılı Kanun’un 66. maddesinde yer almış bulunan düzenlemeye de açıklık kazandırılması suretiyle, avukatların, açtıkları veya takip ettikleri tüm dava ve işlerde, noter tarafından düzenlenen ya da onaylanan vekâletnamenin aslını veya kendileri tarafından aslına uygunluğuna dair bir kayıt düşülmek suretiyle onaylanmış bir örneği- 3 ni, dava ve takip dosyasına konulmak üzere ibraz etme zorunluluğuyla karşı karşıya bulundukları hususuna vurgu yapılmış ve yine Tasarı’nın 120. maddesinin (f) bendinde de, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir vekâletnamenin dava dosyasına konulmak üzere ibraz edilmiş bulunması, açıkça bir dava şartı haline getirilmiştir. Bu bağlamda, noterleri ilgilendiren ve vekâletname tanzimi evresinde gözetilmesi gereken diğer bir hüküm de, Tasarı’nın 78. maddesinde yer almaktadır. Bu düzenlemede, davanın vekil aracılığıyla açılması veya yürütülmesi halinde, davaya vekâlet bağlamında da Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve diğer kanunlardaki bu konuya ilişkin özel hükümlerin dışında, Borçlar Kanunu’nun temsille ilgili hükümlerinin işlerlik kazanacağı öngörülmüştür. Sözü edilen düzenlemeyle, 1086 sayılı Kanun’un 60. maddesinde yer alan ve yanlış anlaşılmaya müsait bir biçimde kaleme alınmış bulunan kurala açıklık kazandırılmıştır.
3. Belge Kavramı
Tasarı’nın 205. maddesinde, senet kavramını da içeren ve ona nazaran kapsam itibariyle daha geniş ve üst bir kavram konumunda bulunan “belge” kavramına yer verilmiştir. 1086 sayılı Kanun’dan farklı olarak,
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’nın Noterleri İlgilendiren Hükümlerinin Tespiti ve Değerlendirilmesi– Prof. Dr. Süha TANRIVER
Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı, ispat hukuku bağlamında, merkezi bir kavram, olarak senet kavramından daha geniş ve onu da içeren üst bir kavram olan belge kavramını esas almıştır. Tasarı’nın öngördüğü anlamda belgeden maksat, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli, yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plân, kroki, fotoğraf, film, görüntü ve ses kaydı gibi verilerle elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılardır. Bu kapsamda yer alan senetler, kesin delil olarak; diğerleri ise, kısmen (örneğin, ses ve görüntü kaydı, fotoğraf gibi) özel hüküm sebeplerini de içerir şekilde düzenlenmiş olan keşif delili (Tasarı m.294) bütününde; kısmen de Kanun’da düzenlenmemiş diğer bir delil olarak (Tasarı m. 198), ispat hukuku açısından, takdiri delil işlevi görecektir. Bu düzenleme çerçevesinde, noter senetleri dışında kalan noterlik işlemleri, belge kavramı kapsamı içerisinde değerlendirilebilecektir. Öte yandan, senetler dışında kalan ve belge kavramı kapsamı içerisinde mütalaa edilebilecek olan bazı hususlar da, noterlerin yapmış oldukları özel işler arasında yer alan emanet işleriyle (NK. m.62-67) ilişkilendirilmeye uygun bir nitelik arz etmektedir.
4. Senetle Ġspat Zorunluluğu ve Ġstisnaları
4 Tasarı’nın senetle ispat zorunluluğu kuralının istisnalarını düzenleyen 209. maddesinin (e) bendinde, hâlihazırdaki 1086 sayılı Kanun’un 294. maddesindeki düzenlemeye noterler bakımından açıklık getirilmek suretiyle, usulüne uygun bir şekilde teslim edilen senedin, noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetle uyandırabilecek delil ve emarelerin mevcudiyeti halinde, senetle, yani kesin delillerle ispatı gereken işlemin, tanık beyanı, yani takdiri delillerle de ispat edilebileceği hususu hüküm altına alınmıştır.
Tasarı’nın 210. maddesindeki düzenlemede, 1086 sayılı Kanun’un 295. maddesinde yer alan kural, dili de anlaşılır bir hale getirilmek suretiyle yeniden formüle edilmiştir. Sözü edilen düzenlemenin birinci fıkrasında, düzenleme şeklindeki noter senetlerinin, sahteliği ispat olunmadıkça, kesin delil sayılacakları hususuna vurgu yapılmıştır. Bu hüküm, düzenleme biçimindeki noter senetlerine ilişkin Noterlik Kanunu’nun 82. maddesinin 2. fıkrasında yer alan kuralla da, bir uyum içerisinde bulunmakta, bir paralellik göstermektedir.
Tasarı’nın 210. maddesinin 2. fıkrasında, onaylama biçimindeki noter senetlerinin de, aksi ispat edilinceye kadar kesin delil sayılacaklarına, yani resmî senetlerin ispat hukuku açısından tâbi oldukları hukukî rejime tâbi
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

The Identification and Evaluation of Provisions of Law on Code of Civil Procedures Related to Notaries– Prof. Dr. Süha TANRIVER
bulunacaklarına işaret edilmiştir. Burada vurgulanması gereken diğer bir husus ise, onaylama biçimindeki noter senetlerinde, noterin senede vermiş olduğu resmîyetin, sadece imza ve tarihle sınırlı bulunduğu; senet metnini içermediğidir. Tasarı’nın 210. maddesinin 2. fıkrasındaki kural anlamlandırılırken, Noterlik Kanunu’nun 82. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin de göz ardı edilmemesi gerekir.
Tasarı’nın 210. maddesinin 3. fıkrasında ise, düzenleme veya onaylama biçiminde gerçekleştirilen bir noter senedinin, sahte olduğu hususunda bir izlenimin uyanması halinde, mahkemenin, belgeyi düzenleyen yahut onaylayan noterden, bu konuda izahat vermesini isteyebileceği hususu hüküm altına alınmıştır.
5. Ġmza Atamayan veya Buna Muktedir Olamayanların Korunması
Tasarı’nın 212. maddesinde, imza atamayan (okuma-yazma bilmeyen) veya imza atmaya muktedir olmayanların, mühür, bir alet veya parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukukî işlemleri konu alan belgelerin, senet niteliği kazanabilmesi, münhasıran noterler tarafından düzenleme biçiminde gerçekleştirilmiş olması koşuluna bağlanmıştır. Böylelikle, bir yandan, yapacakları hukukî işlemlerin doğuracağı hüküm ve sonuçlar ko- 5 nusunda imza atamayan veya imza atmaya muktedir olmayanların noterler tarafından aydınlatılmak suretiyle korunmalarının sağlanması; diğer yandan da, hukukî güvenliğin alt bir öğesi konumunda bulunan işlem güvenliğinin tesis edilmesi amaçlanmıştır (NK. m.1).
Tasarı’nın 212. maddesinde yer alan bu düzenleme ile 1086 sayılı Kanun’un 297. maddesinde öngörülen ihtiyar heyeti ve iki tanık huzuruyla işlem yapılması usulü tümüyle kaldırılmıştır. Yine, imza atamayan yahut atmaya muktedir olmayan kimselerin, cüzdanla iş yapmayı usul edinmiş kuruluşlarla (örneğin, bankalarla) olan işlemlerinde, kullanacakları mühür, kazınmış imza, işaret ve parmak izinin, önceden noterde bir örneği saklanmak üzere onanmış bulunmasının yeterli olduğu ve her seferinde, işlem icrası evresinde ayrıca böyle bir onayın aranmayacağı hususu hüküm altına alınmıştır (Tasarı m.212,II).
Tasarı’nın 212. maddesinin 3. fıkrasında ise, noterlerce bu şekilde gerçekleştirilecek olan belgeler için, ilgilisinden, harç, vergi ve değerli kağıt bedelinin alınmayacağı hususuna vurgu yapılmıştır. Bu hüküm, noterler için önem arz eden, usul kanunu bağlamında öngörülmüş, yeni bir hüküm konumundadır.
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’nın Noterleri İlgilendiren Hükümlerinin Tespiti ve Değerlendirilmesi– Prof. Dr. Süha TANRIVER
6. Senette Sahtelik Ġddiası
a) Sahteciliğin Ġleri Sürülmesi
Tasarı’nın 214. maddesinin 4. fıkrasında ise, noter senetlerinin de dâhil bulunduğu resmî senetlerdeki yazı veya imza inkârının yani sahtelik olgusunun ileri sürülmesi hususunda, 1086 sayılı Kanun’un 314. maddesindeki düzenlemeden farklılık gösteren bir kurala yer verilmiştir. Buna göre, resmî senetlerde sahtelik olgusunun ileri sürülmesi, görülmekte olan bir davada dayanılan resmî senedin (özel plânda noter senedinin) sahteliğinin dile getirilmesi (yani, sahtelik iddiasında bulunulması) suretiyle, Tasarı’nın deyişiyle “ön sorun” şeklinde değil, ancak ve ancak, senet lehine olarak düzenlenmiş bulunan tarafın yanı sıra senede resmîyet kazandıran makamı da (noteri de) taraf olarak göstermek suretiyle açılacak olan müstakil bir dava, yani sahtelik davası yoluyla ileri sürülebilecektir. Bu durumda, hâlihazırdaki düzenlemeden farklı olarak, adî senetlerin tâbi olduğu hukukî rejimden sapma gösterilmiş ve resmî senetlerdeki sahtelik olgusunun ileri sürülebilmesi, mutlaka ayrı ve bağımsız bir davanın, yani sahtelik davasının açılması koşuluna bağlanmış bulunmaktadır. Resmî senetler bağlamında yaratılmış olan bu farklılaşma, resmî 6 senetlerin, kamu güvenine mazhâr senetler konumunda bulunmalarının doğal bir sonucudur.
b) Resmî Senette Yazı veya Ġmzanın Ġnkârı
1086 sayılı Kanun’un 317. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak, Tasarı’nın 215. maddesinin 2. fıkrasında, bir resmî senetteki yazı veya imzanın inkârı halinde, bu senedin, yazı veya imzanın sahteliğinin bir mahkeme kararıyla sabit olmasına kadar geçen dönem içerisinde, yapılacak olan işlemlere esas alınabileceği hususu hüküm altına alınmış ve adî senetlerle resmî senetler arasında tâbi olunacak hukukî rejim ve hükümler açısından yaratılmış bulunan ayrımlaşmaya da bir kez daha dikkat çekilmek istenmiştir. Yapılmış olan bu tespit, resmî senetler bütünü içinde yer alan noter senetleri açısından da geçerlilik taşır ve Noterlik Kanunu’nun 82. maddesinde öngörülen kuralla da paralellik arz etmektedir.
c) Sahtecilik Ġddiasının Mahkemece Ġncelenmesi
Tasarı’nın 217. maddesinde, noter senetlerinin de bir parçasını teşkil ettiği belgede sahtelik olgusunun mahkemece nasıl inceleneceği hususu, 1086 sayılı Kanun’un konuya ilişkin 308. ve 309. maddeleri de gözetilmek ve senet yerine kapsam itibariyle ona nazaran daha geniş bir kavram
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

The Identification and Evaluation of Provisions of Law on Code of Civil Procedures Related to Notaries– Prof. Dr. Süha TANRIVER
olan “belge” kavramı kullanılmak suretiyle yeniden formüle edilmiştir. Tasarı’nın benimsediği modele göre, yukarıda da vurgulandığı üzere noter senetlerindeki yazı veya imzanın inkârı (yani noter senedinin sahteliği), görülmekte olan bir davada sadece sahteliğinin belirtilmesi suretiyle (ön sorun çıkaracak şekilde) değil; ancak ve ancak ayrı ve müstakil bir dava, yani sahtelik davası açılması suretiyle ileri sürülebilecektir. Mahkeme, açılan bu davada da, sahtelik incelemesini, Tasarı’nın 217. maddesinde öngörülen düzenleme çerçevesinde gerçekleştirecektir.
Anılan düzenleme, “Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise, gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş 7 sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) Yukarıdaki bent hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa bilirkişi incelemesine karar verilir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir” şeklindedir.
Tasarı’nın 218. maddesinde yer alan ve 1086 sayılı Kanun’un 318. maddesindeki kuralın büyük ölçüde sadeleştirilip yeniden formüle edilmesinden ibaret bulunan düzenlemede, resmî senetler bağlamında, bir resmî senedin sahteliğine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi halinde, senedi düzenleyen resmî makamın, kendisinde bulunan senet aslının altına sahte olduğuna dair bir kayıt düşmek suretiyle senedin iptali işlemini gerçekleştirmesi gerektiği hususuna işaret edilmiştir. Bu düzenleme çerçeve-
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’nın Noterleri İlgilendiren Hükümlerinin Tespiti ve Değerlendirilmesi– Prof. Dr. Süha TANRIVER
sinde, “resmî senet” kavramı bütünü içinde yer alan bir noter senedinin, açılan sahtelik davası sonucunda sahteliğine karar verilir ve bu karar kesinleşirse, düzenleme biçimindeki noter senetlerinde noterlik dairesinde bulunan senet aslının (NK. m.84); onaylama biçimindeki noter senetlerinde ise, noterlik dairesinde bulunan imzalı örneğin altına (NK. m. 90, II), sahte olduğu yazılmak suretiyle iptal işlemi gerçekleştirilecektir.
Tasarı’nın 219. maddesinin 1. fıkrasında, sahtelik iddiasının sonunda haksız çıkan tarafın, kötü niyetli olması kaydıyla, bu sebeple ertelenen her bir duruşma için ayrı ayrı tahakkuk ettirilecek celse harçlarına ve talebin vâki olması halinde, yargılamanın uzaması sebebiyle diğer tarafın uğramış olduğu zararları tazmine mahkûm edileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemede, 1086 sayılı Kanun’un konuyu düzenleyen 313. ve 319. maddelerinde yer alan kurallardan farklı olarak, sahtelik iddiasında haksız çıkan tarafa (ön sorun şeklinde sahtelik olgusunu ileri süren yahut sahtelik davası reddedilen tarafa) yaptırım uygulanabilmesi, kötüniyetli olması koşuluna bağlanmış ve bu suretle haklılık temeli bulunan sahtelik olgularının ileri sürülmesi engellenmeyerek, hak arama özgürlüğünün korunması amaçlanmıştır. Tasarı’nın 219. maddesinin 8 2.fıkrasında ise, resmî senetler bakımından yeni bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, adî senetlerden farklı olarak, kamu güvenine mazhâr olmaları sebebiyle, resmî bir senetteki (noter senedindeki) yazı veya imzanın inkârı, yani açılan sahtelik davasının reddi halinde, kötüniyetli olarak bu davayı açmış olan kişiye uygulanacak yaptırımlar, adî senetler bakımından hesaplanacak tutar ve oranların iki katı olacaktır. Tasarı’nın 219. maddesinin 3. fıkrasında ise, 1086 sayılı Kanun’un 319. maddesinde yer alan düzenlemeden farklı olarak, hem adî senetler hem resmî senetler bakımından, sahtelik olgusunun ileri sürülmesi sebebiyle bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesinden önceki evrede gerçekleşmiş olması kaydıyla, sahteliğe ilişkin iddiadan (resmî senetlerde sahtelik davasından) vazgeçilmesi halinde, mahkemenin somut olayın özgün koşullarını da dikkate alarak, tazminattan indirim yapması yahut tazminata hiç hükmetmemesi olanağı yaratılmış ve bu suretle haksız bir biçimde dillendirilmiş olan sahtelik iddialarının veya açılmış bulunan sahtelik davalarının sürdürülmemesi sağlanmak istenmiştir. Yapılmış olan bu tespit, bir resmî senet olan noter senetlerini konu alan sahtelik davasından, mahkemece bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesinden önceki evrede vazgeçilmesi halinde de, işlerlik kazanacaktır.
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

The Identification and Evaluation of Provisions of Law on Code of Civil Procedures Related to Notaries– Prof. Dr. Süha TANRIVER
d) Belgede Sahteciliğe Ġlişkin Hukuk ve Ceza Mahkemesi Kararları
Tasarı’nın 220. maddesinde, sahtelik hakkındaki hukuk ve ceza mahkemesi kararlarının birbirine etkisi düzenlenmiştir. Tasarı’nın 220. maddesinin 1. fıkrasında, 1086 sayılı Kanun’un 314. maddesinin 2. cümlesinde yer alan düzenlemeye paralel bir biçimde, günümüz Türkçesiyle belgenin sahte olmadığına (yani, sahtecilik fiilinin işlenmediğine) dair hukuk mahkemesi kararının kesinleşmesinden sonra, aynı belge bağlamında ceza mahkemesinde sahteciliği konu alan bir başka dava açılamayacağı, açılmışsa böyle bir davanın mesmu olmadığından dinlenemeyeceği hususu hüküm altına alınmıştır. Yine, Tasarı’nın 220. maddesinin 2. fıkrasında da, 1086 sayılı Kanun’un 315. maddesindeki kurala paralel olarak, ceza mahkemesince belgeyi düzenleyen hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı ya da özellikle (delil yetersizliği gibi bir gerekçeyle) beraat kararı verilmiş bulunmasının, hukuk mahkemesinin belgenin sahte olup olmadığı hususunun tayinine yönelik olarak gerçekleştirdiği ya da gerçekleştireceği incelemesini, engelleyici herhangi bir etki doğurmayacağı hususu, hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan kuralla da, genel çerçevede bir paralellik arz etmektedir. Yapılan tüm bu tespitler, “belge” kavramı bütünü içinde yer alan 9 noter senetleri açısından da geçerlilik taşımaktadır.
Tasarı’nın 221. maddesinde, 1086 sayılı Kanun’un 299. ve 304. maddelerinde yer alan düzenlemelerin kapsamı genişletilmiş ve yalnızca özel senet veya bu tür senetler yerine kaim olan kayıtların değil; resmî, özel her türlü belgenin, sadece aleyhine delil olarak kullanılabilecek kimseyi değil, onun yanı sıra haleflerini de, özellikle küllî haleflerini de bağlayacağı hususu hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, noterlerce düzenlenmiş veya onaylanmış olan senetler de, aleyhine delil olarak kullanılacak kimsenin yanı sıra, onun küllî haleflerini, yani mirasçılarını da bağlayıcı bir etki doğuracaktır.
7. Belgelerin Ġbrazı ve Ġncelenmesi
Tasarı’nın 222. maddesinin 2. fıkrasında, 1086 sayılı Kanun’un 322. maddesinin 1. fıkrasına paralel bir biçimde, belgenin aslını elinde bulunduran taraf, üçüncü kişi veya resmî makamların istenmesi halinde, talep edilen belgeyi mahkemeye vermek zorunda oldukları hususu hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenlemede, sözü edilen “resmî makam” kavramının kapsamı içerisine noterlikler de dâhildir. Dolayısıyla, noterler de, görülmekte olan bir dava bağlamında, mahkemece, kendilerinde bulunan
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’nın Noterleri İlgilendiren Hükümlerinin Tespiti ve Değerlendirilmesi– Prof. Dr. Süha TANRIVER
bir belgenin aslının istenmesi halinde, bu belgeyi mahkemeye verme zorunluluğuyla karşı karşıyadırlar. Tasarı’nın 222. maddesinin 3. fıkrasında ise, 1086 sayılı Kanun’un 322. maddesinin 2. fıkrasına paralel olarak, mahkemenin, belge aslının verilmesi durumunda; belgenin saklanması için gerekli tedbirleri alacağı ya da istenildiğinde tekrar verilmek üzere, belgeyi ibraz edene, bu bağlamda belge aslı noterlikçe ibraz edilmişse noterliğe, geri verebileceği hususu hüküm altına alınmıştır.
a) Belge Ġbrazında “Kurum” Kavramı
Tasarı’nın belge aslının ibrazı usulü başlığını taşıyan 223. maddesinin 1. fıkrasında, dili de sadeleştirilmek suretiyle 1086 sayılı Kanun’un 311. maddesinin 1. fıkrasına paralel olarak, bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi gereken bir belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak, aslının mahkemeye gönderileceği yahut teslim edileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Bu ibraz usulü, aslı noterlikte bulunup da, noterlikçe mahkemeye ibraz edilmesi gereken belgeler açısından da geçerlilik taşır. Çünkü Tasarı’nın 223. maddesinin 1. fıkrasında sözü edilen “kurum” kavramının kapsamı içe10 risine noterlikler de dâhildir. Tasarı’nın 223. maddesinin 2. fıkrasında ise, 1086 sayılı Kanun’un 311. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesindeki düzenleme, dili de sadeleştirilmek suretiyle yeniden formüle edilmiş ve bu düzenlemede, mahkemece onaylanmış belge örneğinin, aslı gibi hüküm ifade edeceği hususuna vurgu yapılmıştır.
b) Özel Ortamda Korunması Gereken Belgelerin Ġncelenmesi
Tasarı’nın 224. maddesinin 1. fıkrasında, 1086 sayılı Kanun’un 323. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında yer almakta olan düzenlemeler, günümüz koşulları da dikkate alınmak suretiyle yeniden formüle edilmiş ve bu düzenlemede, özel bir ortamda korunması gereken ya da taşınması güç olan belgelerle, özellikle bulunduğu yerden çıkartılmasında sakınca bulunan belgelerin bir davada delil olarak gösterilmesi durumunda, bu belgelerin, hâkim veya bilirkişi tarafından yerinde inceleneceği ya da mahkemeye sunulmuş örneklerinin asıllarıyla karşılaştırılacağı; inceleme sonunda bir tutanak düzenleneceği ve ihtiyaç duyulması halinde, uygun teknik araçlarla belge aslının kaydedilebileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Koşulları oluşmuşsa, bu düzenleme, noterliklerde bulunan belgeler açısından da işlerlik kazanabilecektir.
TAAD, Cilt:2, Yıl:2, Sayı:4 (20 Ocak 2011)

Preparing to load PDF file. please wait...

0 of 0
100%
HUKUK MUHAKEMELERĠ KANUN TASARISI’NIN NOTER TESPĠTĠ VE